Hasköy Güner Akın Lisesi Forumuna Misafir


    ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

    Paylaş
    avatar
    kamer
    Üye
    Üye

    Erkek
    Kayıt tarihi : 18/10/07
    Mesaj Sayısı : 107
    Yaş : 27
    Nerden : çıksalın
    Okul Durumu : Öğrenci

    Burcum : Terazi
    Tuttuğu Takım :
    Ruh Halim :

    Rep Gücü : 12141
    Rep Puanı : 0

    ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

    Mesaj tarafından kamer Bir Salı 18 Mart - 19:52:54

    ÇANAKKALE
    ŞEHİDLERİNE



    Şu Boğaz
    Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?


    En kesîf
    orduların yükleniyor dördü beşi,


    - Tepeden
    yol bularak geçmek için Marmara'ya -


    Kaç
    donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,


    Ne
    hayâsızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!


    Nerde -
    gösterdiği vahşetle "Bu: bir Avrupalı"


    Dedirir -
    yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,


    Varsa
    gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!


    Eski Dünya,
    Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,



    Kaynıyor
    kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.


    Yedi iklîmi
    cihânın duruyor karşında;


    Ostralya'yla
    beraber bakıyorsun: Kanada!


    Çehreler
    başka, lisanlar, deriler, rengârenk.


    Sâde bir
    hâdise var ortada: Vahşetler denk.


    Kimi Hindû,
    kimi Yamyam, kimi bilmem ne belâ...


    Hani tâûna
    da züldür bu rezil istîlâ!


    Ah o
    yirminci asır yok mu, o mahlûk-u asil,


    Ne kadar
    gözdesi mevcûd ise hakkıyla sefil,


    Kustu
    Mehmed'ciğin aylarca durup karşısına;


    Döktü
    karnındaki esrârı hayâsızcasına.


    Maske
    yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...


    Medeniyet
    denilen kahpe, hakîkat, yüzsüz.


    Sonra mel'undaki
    tahrîbe müvekkel esbâb,


    Öyle müthiş
    ki: eder her bir mülkü harâb.


    Öteden
    sâikalar parçalıyor âfâkı;


    Beriden
    zelzeleler kaldırıyor a'mâkı:


    Bomba
    şimşekleri beyninden inip her siperin;


    Sönüyor
    göğsünün üstünde o arslan neferin.


    Yerin
    altında cehennem gibi binlerce lâğam;


    Atılan her
    lâğımın yaktığı: yüzlerce adam.


    Ölüm
    indirmede. gökler, ölü püskürmede yer;


    O ne müthiş
    tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...


    Kafa, göz,
    gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,


    Boşanır
    sırtlara, vâdîlere sağnak sağnak.


    Saçıyor
    zırha bürünmüş de o nâmerd eller,


    Yıldırım
    yaylımı tûfanlar, alevden seller.


    Veriyor
    yangını, durmuş da açık sînelere,


    Sürü
    hâlinde gezerken sayısız tayyâre.


    Top
    tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...


    Kahraman
    orduyu seyret ki bu tehdîde güler!..


    Ne çelik
    tabyalar ister, ne siner hasmından;


    Alınır
    kal'a mı göğsündeki kat kat imân?


    Hangi
    kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrından râm?


    Çünkü
    te'sis-i ilâhî o metîn istihkâm.



    Sarılır,
    indirilir mevki-i müstahkemler,


    Beşerir
    azmini tevkîf edemez sun'-ı beşer;


    Bu
    göğüslerse Hüdâ'nın ebedî serhaddi;


    "O
    benim sun'-ı bedîim, onu çiğnetme!" dedi.


    Âsım'ın
    nesli... Diyordum ya... Nesilmiş gerçek:


    İşte
    çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.




    Şühedâ
    gövdesi, baksana, dağlar, taşlar...


    O, rükû
    olmasa dünyâda eğilmez başlar,


    Vurulup
    tertemiz alnından uzanmış yatıyor;


    Bir hilal
    uğruna, yâ Rab, ne Güneşler batıyor!


    Ey, bu
    topraklar için toprağa düşmüş, asker!..


    Gökten
    ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.


    Ne büyüksün
    ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i...


    Bedr'in
    arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...


    Sana dar
    gelmeyecek makberi kimler kazsın?


    "Gömelim
    gel seni târîhe!" desem, sığmazsın.


    Herc ü merc
    ettiğin edvâra da yetmez o kitâb.


    Seni ancak
    ebediyyetler eder istiâb.


    "Bu,
    taşındır" diyerek Kâbe'yi diksem başına;


    Rûhumun
    vahyini duysam da geçirsem taşına;


    Sonra gök
    kubbeyi alsam da, ridâ nâmiyle,


    Kanayan
    lâhdine çeksem bütün ecrâmiyle,


    Ebr-i
    nîsânı açık türbene çatsam da tavan,


    Yedi
    kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;


    Sen bu
    âvizenin altında, bürünmüş kanına,


    Uzanırken,
    gece mehtâbı getirsem yanına,


    Türbedârın
    gibi tâ haşre kadar bekletsem;


    Gündüzün
    fecr ile âvizeni lebrîz etsem;



    Tüllenen
    mağribi, akşamları, sarsam yarana...


    Yine birşey
    yapabildim diyemem hâtırana.


    Sen ki, son
    ehl-i salîbin kırarak savletini;


    Şarkın en
    sevgili sultânı Selâhâddîn'i,


    Kılıç
    Arslan gibi iclâline ettin hayrân...


    Sen ki,
    İslâmı kuşatmış, boğuyorken husran;


    O demir
    çemberi göğsünde kırıp parçaladın;


    Sen ki
    rûhunla berâber gezer ecrâmı adın;


    Sen ki
    a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!


    Sana gelmez
    bu ufuklar, seni almaz bu cihât...


    Ey şehîd
    oğlu, şehîd isteme benden makber,


    Sana
    âğûşunu açmış duruyor Peygamber.



    Yazan :
    MEHMET AKİF ERSOY


    En son kamer tarafından Salı 18 Mart - 20:11:29 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
    avatar
    deniz_yıldızı
    Sadık Üye
    Sadık Üye

    Kadın
    Kayıt tarihi : 13/02/08
    Mesaj Sayısı : 1214
    Yaş : 25
    Nerden : okmeydanı
    Okul Durumu : Öğrenci

    Burcum : Yengeç
    Tuttuğu Takım :
    Ruh Halim :

    Rep Gücü : 11788
    Rep Puanı : 1

    Geri: ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

    Mesaj tarafından deniz_yıldızı Bir Salı 18 Mart - 20:03:28

    süper şiiir bayılıyorum bu şiire

    tşkler kamer SmileSmileSmile


    _________________
    HER GÜNÜM CENAZE HER GÜNÜM ŞEHiT
    BUNLARIN SEBEBİ BİR İT OĞLU İT
    UYAN TÜRK EVLADI UYUMA UYAN
    OTUZ KUPONA ALINMADI BU VATAN
    avatar
    kamer
    Üye
    Üye

    Erkek
    Kayıt tarihi : 18/10/07
    Mesaj Sayısı : 107
    Yaş : 27
    Nerden : çıksalın
    Okul Durumu : Öğrenci

    Burcum : Terazi
    Tuttuğu Takım :
    Ruh Halim :

    Rep Gücü : 12141
    Rep Puanı : 0

    Geri: ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

    Mesaj tarafından kamer Bir Salı 18 Mart - 20:12:49

    rica ederim Rolling Eyes

      Forum Saati Cuma 16 Kas. - 5:22:06